TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI icon

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI

Reklamlari:



Indir 0.68 Mb.
TitleTCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI
Page1/12
Date conversion03.12.2012
Size0.68 Mb.
TypeDocuments
Source
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12

TCK GENEL HÜKÜMLER




5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI

GENEL HÜKÜMLER


AÇIKLAMA : Bu çalışma notu Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen yeni Türk Ceza Adaleti Sistemi seminerlerinde anlatılan yayınlanan ders notlarının madde metni ve gerekçelerinin konuya ilişkin kişisel fikir ve çalışma notlarının tamamının birlikte değerlendirilmesi ile hazırlanmıştır.

Çalışmamda bilimsel ve teknik metotlardan ziyade seminere katılan meslektaşlarımıza yararlı olabilecek konulara değinilmeye çalışılmıştır.

Sadece TCK. nın tanıtımı ile ilgili seminerlerde kullanılmak üzere ders malzemesi olarak hazırlanan çalışmada bu nedenle görüşlerin alındığı yerlere ilişkin açıklama ve dipnotlar verilmemiştir,

TCK.nun henüz yürürlülüğe girmemiş olması nedeniyle bu notlarda yer alan fikirlerin sonradan aksine yorumlar ve uygulamalar çıkabilmesi muhtemel ve belki de muhakkaktır. Hazırlanan metnin çalışma notu olduğu bilinerek dikkate alınması gereklidir.

Çalışma sırasında Adalet Bakanlığının Ceza Hukuku Bilgi Bankası, seminer notları başta olmak üzere ceza hukuku alanında yazılmış tüm kitaplara ulaşılmaya çalışılmış, ulaşılabilen kitaplardan da yararlanılmıştır.


HAZIRLAYAN


^ NURİ YİĞİT

CUMHURİYET BAŞSAVCISI


TEKİRDAĞ-2005


T.C.K.


GENEL HÜKÜMLER



  1. MADDE



Yeni TCK ile ilk kez getirilen bir düzenlemedir.

Eski Türk Ceza Kanununda yer almayan yeni düzenlemeye göre ceza kanunun genel amacı madde metninde sayılmıştır, ayrıca ceza kanununda ceza sorumluluğunun temel esasları, suç, ceza ve güvenlik tedbirlerinin neler olduğunun düzenlendiği ifade edilmiştir, getirilen yeni düzenlemeye göre:

  • Kişi hak ve özgürlüklerini

  • Kamu düzen ve güvenliğini

  • Hukuk devletini

  • Kamu sağlığını ve çevreyi

  • Toplum barışını korumak

  • Suç işlenmesini önlemek

Amaçları birinci madde de açıkça zikredilmiştir,


Bu maddenin rus ceza kanununun 43 ncü maddesinden alıntı yapıldığı söylenmektedir,

Ayrıca anayasada aynı ilkelerin yer alması sebebi ile bu maddenin işlevsiz olduğu ileri sürülmektedir,

Şahsi kanaatime göre her ne kadar anayasada yeni ilkeler sayılmış ise de, kanunun bütünlüğü nazara alınarak genel amaçların sayılması faydalı bir düzenlemedir,


  1. MADDE



Eski TCK.nun 1. maddesindeki düzenleme genişletilmiştir.

2. madde de temel olarak 2 ilke düzenlenmiştir, bu ilkelerin 1.si kanunilik ilkesi, 2. si ise kıyas ve kıyasa yol açacak şekilde yorum yasağıdır.

a- Kanunilik ilkesi: madde metni açık olduğu için ayrıca bir açıklamaya bir gerek duyulmamaktadır, ancak idarenin düzenleyici işlemler ile suç ve ceza konulamaz teriminin ne anlama geldiği konusunda açıklama yapmakta fayda görülmüştür,

Yargıtay uygulamasında PTT idaresinin dağıtıcıları tek başlarına görev yapmadıkları ve bir başka memurun nezaretinde görev yaptıkları için tahsil ettikleri paraları zimmetlerine geçirdiklerinde tahsil yetkileri olmadığından haklarında zimmet değil görevi kötüye kullanmak suçundan ceza tayin edilmekte idi.

Fakat ne acıdır ki PTT genel müdürlüğü Yargıtay’ın bu uygulamasını gördükten sonra hemen yönetmeliğinde değişiklik yaparak dağıtıcıların görevlerini tek başlarına da yapabileceklerine dair yönetmelik hükmü koymuştur ve dolayısıyla Yargıtay bu kez tekrar, dağıtıcıların yukarıdaki hallerde zimmetten mahkumiyetlerine karar vermeye başlamıştır,

İşte görüldüğü üzere uygulamada beyaza hüküm denilen hükümler yolu ile idareye çeşitli kanunlarda suç koyma yetkisi eskiden verilmiş idi, Anayasa ile yapılan düzenlemeye rağmen bu uygulama devam ediyordu, hatta Bakanlar Kurulu kararları veya sermaye piyasası kurulu kararları tebliği ile suçlarla ilgili düzenlemeler yapılmıştır ve halen bu düzenlemeler yürürlüktedir.

Yeni düzenleme ile 01.Nisan dan sonra bu düzenlemelerin hiçbir geçerliliği kalmayacaktır, 2/2 madde ile düzenleyici işlemler ile idarenin suç ve ceza koyamayacağı hükmü getirilmiştir, Yasama organının çıkardığı kanun metinlerinin yanında yürütme organının da ceza kuralını ortaya çıkarmak bakımından düzenleyici işlemlerle katkıda bulunduğu görülmektedir, her ne kadar ceza kurulu koyma yetkisi yok ise de yürütme(KHK, tüzük, yönetmelik, kararname, tebliğ, gibi) işlemlerle örneğin 1567 sayılı Türk parasını koruma kanunu, hıfzısıhha kanunu, eski TCK. 526. maddesi ve SPK tebliği gibi düzenlemelerle, özellikle uygulamadaki ayrıntıları belirlemektedi.

Anayasa mahkemesi bu düzenlemelerin bazılarını Anayasaya aykırı görmemiştir, Anayasanın 87. maddesi ile kanun yapma hakkının açıkça sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu ve yine Anayasanın 7. maddesi ile bu yetkinin devredilemeyeceği vurgulanmaktadır.


a- İdarenin bu tür bir düzenleme ile suç tanımına ve uygulanmasına müdahale etmesi mümkün müdür?

Şahsi kanaatime göre, Anayasanın ve 2. maddenin açık hükümleri karşısında bu yetkinin sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunun kabulü zorunludur, Anayasanın 91 nci maddesinin 1 nci fıkrasının son cümlesinde temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler bölümünde kanun hükmünde kararnameler dahi düzenleme yapılamayacağı açıkça vurgulanmıştır,

Ancak idare suçun kanuni tanımına ve özellikle suçun maddi unsurlarına yönelik düzenleme yapamamakla birlikte açıklayıcı nitelikte ve kişinin davranışlarını önceden belirlemesine yardımcı olacak şekilde düzenleme yapabilmelidir, aksi halde bu ilkenin dar yorumla sertçe uygulanması halinde devlet sisteminin kilitlenmesi söz konusu olabilecektir, zaten bu düzenlemenin pratik faydaları engelleyici olduğu hatta gerçekçi olmadığı gibi eleştiriler de yapılmaktadır,


b-TCK yürürlüğe girdiğinde özellikle 5. maddenin hükmüne göre önceden düzenleyici işlemler yardımı ile yürürlükte olan cezai düzenlemeler yürürlükten kalkmış olacak mıdır?


TCK.nun 5. maddesinin genel hükümlerine göre 2/2 madde yönünden düzenleyici işlemlerle yapılan tüm cezai düzenlemeler kanaatimizce yürürlükten kalkacaktır, ancak yasa koyucunun daha sonraki bir tarihte bu maddenin aksine bir düzenleme yapabileceği de unutulmamalıdır


c- İçtihadı birleştirme kararı yargısal bir faaliyetle değil, danışma faaliyeti ile verildiği için geçmişte verilen içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığı devam etmekte midir?,İBK.ları yargısal bir faaliyetleri mi? Yoksa danışma niteliğindeki bir faaliyetle mi verilmektedir?

Şahsi kanaatime göre Yargıtay kanunun 45/5. maddesine göre verilen İBK.larının yargısal nitelikte verildiğini kabul etmekle birlikte dayanağı olan 765 sayılı TCK.nun yürürlükten kalkacağından tüm İBK.lar bağlayıcılık özelliğini kaybedecektir, aksi halde yeni TCK.nun ilk defa düzenlenen müesseselerinin değerlendirme imkanı ortadan kalkacaktır,

Ancak bu konuda seminere katılan Yargıtay üyelerimizin görüşü aksi yöndedir, zira onlara göre bu durumda bir kaos doğacaktır ve İBK ları uygulanmaya devam edilmelidir diye düşünmektedirler, yukarıda da söylediğim gibi şahsen ben kesinlikle bu düşüncenin yanlış olduğunu, aksine hatta zararlı dahi olabileceğini düşünmekteyim,


d- Hukuka uygunluk nedenlerini kaldıran veya isnat yeteneğini kaldıran veya azaltan hallerde lehe kıyas mümkün müdür?

Yukarıdaki 4. maddede sayılan hallerde lehe kıyasın mümkün olduğunu savunan yazarlar bulunmaktadır,

Madde metninde “uygulanmasında” denildiğine göre lehe kıyasında mümkün olmadığı ima edildiği ileri sürülebilir ise de, son cümlede kıyasa varacak geniş yorumlama yasağı getirildiğine göre bu yasağın ancak sanık lehine getirilen bir düzenleme olduğunda kuşku bulunmadığından lehe kıyasa varan yorumlar yapılabilmelidir, çünkü kanun koyucu her zaman bir fiili suç sayma ve yapma yetkisine sahiptir, o halde şayet o alanda düzenleme yok ise yasa koyununun bu hak ve yetkisini bilerek kullanmadığı var sayılmalıdır, nitekim 2. maddenin 1. fıkrasında “açıkça” ibaresi bulunmaktadır, ancak lehe kıyasa varan yorumda suç tanımını ortadan kaldıracak şekilde yorum yapılmamalıdır,

Sonuç olarak suç tanımını ortadan kaldırmaksızın ya da uygulanamaz hale getirmeksizin kıyasa varacak şekilde lehe yorumun yapılması gerektiğine inanmaktayım,


3. MADDE

^ Yeni TCK ile ilk kez getirilen bir düzenlemedir.

3. madde de özellikle oranlılık ilkesine ve kanun önünde eşitlik ile ayrımcılık yasağına vurgu yapılmaktadı.,

Düzenlenen bir ceza yaptırımının tepkisi olduğu fiile uygun ve orantılı olmadığı takdirde ceza niteliğinin bulunamayacağı kabul edilmektedir, ancak oranlılık ilkesinin fiili ön plana çıkarttığı için 20. yüzyıl ceza hukukunun failin kişiliğini ön plana çıkaran ilkesinden geriye gidiş sayanlarda bulunmaktadır.

Orantılılık ilkesi: ne daha azına ne de daha fazlasına hükmetmemektir, bu nedenle aslında bu ilkenin 61. madde ile birlikte yorumlanmasında fayda vardır, cezanın belirlenmesi ve bireyselleşmesi başlığını taşıyan 61, 62 ve 63 ncü maddeler anlatılırken bu konuya arkadaşlarım ayrıntılı şekilde değineceklerdir.

Kanun önünde eşitlilik ilkesi: Aynı düzenlemenin Anayasanın 10. maddesinde bulunması nedeni ile kanun yapma tekniğine aykırılık olduğunu ve Anayasal ilkelerin küçültüldüğünü ileri sürenler bulunmaktadır,

Örneğin Ceza Kanunun 188/3. maddesindeki uyuşturucu ile ilgili 174. maddesindeki nükleer madde ile ilgili 173. maddesinde atom enerjisi ile ilgili hükümlerde cezanın alt sınırı ile ilgili TCK.nun 3/1 maddesindeki orantılı ağırlık ilkesine aykırılık olduğu tartışılmaktadır, ama yine aynı yasanın 181/4 maddesindeki çevre kirliliğinin sonuçlarına göre önemi nedeni ile alt sınırın özellikle yüksek tutulması kanaatimce yerindedir.

Ayrımcılık yasağı: açıklama yapmaya gerek görülmemiştir.


4. MADDE


Eski TCK.nun 44. maddesindeki düzenleme genişletilmiştir.

Yapılan düzenleme ile eski metinde “kanunu bilmemek” terimi yerine “ceza kanunlarını bilmemek” terimi getirilmiştir,

4. maddenin 2. fıkrasında ise, ceza hukukumuza yepyeni bir ilke getirilmektedir,

1. fıkradaki kural kanunun bağlayıcılığı ilkesi ile ilgili olduğundan, burada ayrıca düzenlenmesini yerinde bulanlar olduğu gibi aksini savunarak bu hususun ceza sorumluluğu ve isnat yeteneği ile ilgili olduğunu ileri sürerek ilerideki maddelerde düzenlenmesini savunanlar da bulunmaktadır,

İkinci fıkradaki düzenleme aslında hata ile ilgili bir düzenleme olduğu için 30 ncu maddenin 4 ncü fıkrası olarak düzenleme yapılması gerektiği açık ise de, kanun koyucu ile birlikte çalışan hocalarımızın bizlere yaptığı açıklamada, bunun milletvekillerince uygun görülmediği söylenmiştir,

Mukayeseli hukukta bu düzenleme yasak hatası veya haksızlık hatası olarak adlandırılmaktadır ve dünyada yaklaşık 100 yıldır uygulanmaktadır.

2. fıkradaki sakınamayacağı bir hata kavramı üzerinde durmak gereklidir

Madde de yapılan düzenleme ile kusur ilkesinin yanına 2. fıkra ile hata ilkesi eklenmiştir,

Kusur ilkesi ne demektir? Kanunu bilip bilmemek önemli değildir, bir birey şayet kendi tercihi ile hukuka aykırı davranıyor ise kusurludur, ancak sakınamayacağı bir hata var ise birey kendi tercihi ile hukuka aykırı davranmış olmayacaktır, o halde bu bireyin durumu ne olacaktır? Bu sorunun cevabına tartışmaları cevaplarken değinilecektir,

Kanunu bilmemek terimi bir şeyi anlamama veya öğrenmemiş bulunmak anlamındadır,

Hata ise, istemeyerek veya bilmeyerek yapılan yanlış demektir(yanılma, yanılgı) bir kuralın mevcut olduğunu bilmemek veya mevcut bir kuralı yanlış ya da eksik bilmek kanunu bilmemektir, bu kural asıldır,

Ancak sakınamayacağı bir hata nedeni ile kanunu bilmediği için meşru zannı ile suç işleyen kişiye ceza verilmeyecektir,


^ 1- 4. madde anlamında sakınılamayacak hata ne demektir?

İkinci fıkradaki bu hüküm uygulamada nasıl yorumlanacaktır? haksızlıkla ilgili olan bu hata hükmü kanunların bilinip bilinmemesi ile ilgili bir konu değildir, kanunları bilmek ya da bilmemek kişinin kusurlu olup olmadığının tespiti açısından hiçbir önem taşımamaktadır,

Yetişkin, sağlıklı ve algılama yeteneği bulunan bir insanın yaşantısında ^ 2 tercih imkanı vardır,

  • Hukuka uygun davranmak

  • Hukuka aykırı davranmak

Hukuka aykırı davrandığı ileri sürülen faalin yaşı, sosyal durumu, içinde bulunduğu ortam, eğitimi gibi kriterler nazara alınarak ilgilinin sakınamayacağı bir hata olup olmadığı araştırılacaktır, Taksirli suçlarda nasıl ki daha özenli davransa idi bu sonuç almazdı diyorsak, sanki ona benzer inceleme ve test uygulamamız gerekmektedir.

Serbest iradesi ile hukuka aykırı davranmayı tercih eden bir insanın bu tercihinden dolayı kusurlu sayıp kınayabiliyorsak bu kişinin ceza sorumluluğu vardır.

Bu durumda kişi sakınamayacağı bir hata nedeni ile böyle bir tercih imkanına sahip değilse ya da diğer bir deyişle davranışının hukuk düzenince yasaklandığı konusunda bilgisi yoksa, işte burada davranışının haksızlık oluşturduğuna ilişkin bir hatası bulunmaktadır,

Kanun koyucunun gerekçesindeki felsefi temel kanaatimce şudur; kanun koyucu burada kişinin gerçek anlamda yukarıda söylediğimiz gibi 2 tercih değil, 1 tercih imkanının bulunduğunu varsayarak bu hususta yapılan hata kaçınılamayacak bir hata ise kişinin ceza sorumluluğunu kaldırmıştır.

Eski ceza kanunu uygulamasında Yargıtay örneğin döviz konusunda üzerinde bulunduracağı para miktarını sanığın bilemeyeceği ve bu nedenle hakkında kasıt yokluğu sebebi ile beraat kararı vermiştir,

Kişi işlenen fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır, fiilin suç olarak tanımlanmış olduğunu bilmek gerekmemektedir. İşte hukuken kabul görmez bir davranışta bulunduğu konusunda hata yapan failin bu hatası kaçınılamaz ise kişi kusurlu sayılamayacaktır.

Kişinin sosyal durumu, yaşı, ortamı, eğitimi, sosyal ve kültürel çevre koşuları gibi kriterler hatanın kaçınılamaz olup olmadığının belirlenmesinde temel alınacaktır, kaçınılamayacak kriterini hakim somut olayda yapacağı belirli testlerle örneğin kişinin yaşı, sosyal durumu, eğitimi, gibi özelliklerle inceleyerek sonuca gidecektir,

Eski düzenlemede Yargıtay bu durumlarda bazen haksızlıkla ilgili hata konusuna değinilmeksizin doğrudan kişinin kastının bulunmadığını vurgulayarak ceza sorumluluğunu kaldıran kararlar vermiştir, ancak yeni suç teorisine göre ve gerçekten de aslında Yargıtay’ın kast yoktur dediği olaylarda failin aslında kasten davrandığı çok açıktır.

Getirilen bu düzenleme ile TCK.nun kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi yumuşatılmış mıdır?

^ Henüz Avrupa toplumu gibi kültürel, sosyal, ekonomik ve etnik açıdan homojen olmayan Türk toplumuna bu uygulama sağlıklı olmayan sonuçlar çıkartabilecek midir?


Olaya ceza siyaseti açısından bakıldığında bu tehlikelerin bulunmadığı açıkça görülecektir, bu tercih kanun koyucunun tercihidir, ayrıca bu düzenleme ^ 1997 ceza kanunu ön tasarısının 2 nci maddesinin 2 nci fıkrasında da aynen bulunmaktadır, yani rahmetli Dönmezer hocamızın başkanlığında yapılan çalışmalarda tasarıya girmiştir.

Sit alanında rüzgarın kırdı kapıyı değiştiren köyde yaşayan köylü vatandaşa kapıyı değiştirdiği için ceza verilmeli midir?


Sit alanında kapısı kırılan fail, kapıyı alıp takıyor, yani yaptığı hareketi biliyor ve istiyor, buna göre bu fiili kasten yaptığı konusunda tartışma bulunmamaktadır, ancak buradaki hata failin davranışının hukuk düzeni tarafından yasaklanıp yasaklanmadığı konusundadır.

Sınır kapısı açıldıktan sonra Azerbaycanlı kardeşlerimizin sınırdan girişte seyyar tezgahlarda birçok şeyle beraber silah sattıkları vakadır, bu durumda bu kişilere ceza verilmeli midir?

Nahçivan’dan gelen Azerbaycan uyruklu failin Nahcivan’da 6136 sayılı yasa benzeri bir düzenleme olmadığı için tezgahta bilerek ve isteyerek sattığı,( yani kasten yaptığı) silah satma davranışında da aynı tür hata vardır,

İşte bu hataların kaçınılamaz olduğu sonucuna varırsak bu faillerin ceza sorumluluğu da olmayacaktır, her iki olayda da kast kavramı ile problemin çözümü mümkün değildir, zira kişi bilerek silah satmaktadır, bu kişinin bilgisizliği suçun maddi unsurları ile ilgili değildir, ileride göreceğimiz 30 ncu madde deki kastı ortadan kaldıran bir hata olayımızda yoktur, peki bu hata ne ile ilgilidir?

Kastı ortadan kaldıran hata, suçun maddi unsurları ile ilgili bir hatadır, oysa burada kişi silah sattığını bildiği için maddi unsurlarla ilgili bir hata yoktur, işte buradaki hata kastla ilgili değil, kusurlulukla ilgili bir hatadı. işte bu nedenle yeni ceza kanunu sisteminde kast ve taksirin kusur olduğu görüşü terk edilmiştir, diğer bir deyişle kusurluluğun sadece kast ve taksirle ilgili olduğu görüşü terk edilmiştir.

Buradaki hatanın kanunu bilip bilmemekle de bir ilgisi yoktur, çünkü binlerce veya on binlerce kanunun içerisindeki düzenlemeleri bilip bilmemekle bu hatanın bir ilgisi yoktur,

İleride 21 nci madde de göreceğimiz gibi kast suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmek olarak tanımlanmıştır, dolayısı ile kastın suçun maddi unsurlarına yönelik olması gerekmektedir, suçun maddi unsurları ise zaman kaldığında ayrıntısı ile açıklanacağı gibi,

  • Fiil

  • Netice

  • Nedensellik bağı

  • Fail

  • Konu

  • Mağdur

dan ibarettir.

Kastı ortadan kaldıran hata da kişi yukarıda zikredilen hususlarda bir hata yapmakta, ancak fiilinin esasen haksızlık teşkil ettiğini bilmektedir.

Ancak örneğin somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinin var olduğunu sanmaktadır, mesela, bir kişinin kendisine karşı saldırdığını düşünerek onu kendini savunmak amacı ile öldürdüğünde kişi fiilinin bir öldürme olduğunu ve bunun haksızlık teşkil ettiğini bilmektedir, ancak somut olayda hata yaparak meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği halde gerçekleştiğini zannederek hataya düşmektedir, yani hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında hata yapmaktadır.

Buradaki hata ile anlatmaya çalıştığımız hata farklıdır, demek ki yukarıdaki örnekte kişi haksızlık yaptığının farkında olduğu halde hata yapmakta, anlatmaya çalıştığımız hata türünde ise kişi haksızlık yaptığı konusunda hata yapmaktadır, yani kasttaki hatadan farklı bir hata içindedir,

Şayet hata kaçınılabilir bir hata ise bu kez kişi kusurlu sayılacak, ancak bu husus temel cezanın belirlenmesinde nazara alınacaktır,

Örneğin ithalat ihracat işi yapan bir tüccar konsolosluk ve haberleşme araçları bulunmadığı bir ülkeye gittiği sırada serbest olduğunu bildiği, ancak dönerken ülkeye sokulması suç olarak düzenlenen bir ithalat malzemesini ithal ederse sakınılamayacak bir hatanın var olduğu kabul edilebilecektir,


Hollanda da uyuşturucu kullanan bir Hollandalı Türkiye’ye gezmeye gelirken cebinde unuttuğu için taşıdığı bir uyuşturucu ile Türkiye’de yakalanır ise 4. maddenin 2. fıkrasında kriterlere göre sorumlu tutulacak mıdır?


Bu soruya mutlaka evet diye cevap vermek gerekir, zira uyuşturucunun genel olarak zararlı bir madde olduğu ve tüm dünyada yasaklandığı ancak sadece istisnaen Hollanda’da belli miktarda içmeye ve taşımaya izin verildiğinin gelen turistin bilmesi gerekmektedir, Türkiye’deki kanunları bilmemek uyuşturucu gibi insanlık açısından tehlikeli bir maddenin taşınmasının Türkiye’de de serbest olduğu kanaatini taşıma hakkını vermez, dolayısıyla buradaki hata kaçınılabilir bir hatadır ve fail ceza sorumluluğundan kurtulmayacak ve cezalandırılacaktır.


Kişi fiilinin bütün şartlarının bilincinde olup ancak fiili işlerken esasen bir haksızlık yapmadığını düşünmüyorsa, yani davranışının haksızlık dahi olmadığının düşünüyorsa bu hatasından faydalanacak mıdır?

Örneğin 2863 sayılı kanunun 4 ncü maddesinde tarihi eser bulunduran kişinin bakanlığa bildirim yapması zorunlu olup, 67 nci maddesinde de bu yükümlülüğe uymayanlara hapis cezası öngörülmüştür, peki babasından kendisine miras olarak intikal eden kültür varlığı olduğunu bilen fail, bu eserin tarihi değerini bilmektedir, yani tarihi değeri bilincinde olması sebebi ile üstelik onu korumaktadır. O halde bildirimde bulunmadığı takdirde ve bu bildirimde bulunmamanın bir haksızlık teşkil etmediğini düşünmekte ise, failin durumu ne olacaktır?

Bu durumda fail bu yöndeki ihmalinin bir haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olmalıdır, tarihi eser olduğunun farkında olması sebebi ile kastının bulunduğu kanısında tereddüt yoktur, ancak buradaki hata kastla ilgili değildir, kusurluluğun bir şekli olan algılama yeteneği ile ilgilidir, bu nedenle fail şayet davranışının haksızlık teşkil ettiği yönünde bir bilince sahip değilse kusurlu olmayacak ve sorumlu da olmayacaktır.

Oysa eski uygulamada eserin tarihi eser olduğu bilirkişi marifeti ile tespit ettirildikten sonra artık olayımızdaki gibi bir incelemeye Yargıtay ihtiyaç hissetmemekte ve sanığı sorumlu tutmakta idi,

Yargıtay bazen de bu sorunun çözümü için kişilerin suç işleme kastının bulunmadığı yargısına vararak beraat verilmesi yönünde hüküm vermektedir, kastının bulunmadığı yargısına varıldığında kişiye ceza verilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir, halbuki 4 ncü maddenin 2 nci fıkrasındaki hata hallerinde mesele kusurluluk açısından ele alındığında hatanın kaçınılabilir olup olmadığına bakılarak ceza sorumluluğu tayin edilecektir, örneğin hata var, ancak kaçınılabilir bir hata ise ceza verilebilecek, fakat bu cezada indirim yapılabilecektir,

Doktrinde bu hükmün tartışmalara ve keyfiyete yol açacağı yolunda eleştiriler bulunmaktadır,

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12

Add document to your blog or website
Reklamlari:

Similar:

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI icon5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU Madde 8

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI icon5237 sayılı (Yeni) Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconADLİYEYE KARŞI SUÇLAR 5237 sayılı (Yeni) TÜRK CEZA KANUNU

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI icon5237 sayılı ve 26. 09. 2004 kabul ve 12. 10. 2004 yayım tarihli Türk Ceza Kanunu

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI icon5237 sayılı ve 26. 09. 2004 kabul ve 12. 10. 2004 yayım tarihli Türk Ceza Kanunu

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconTÜRK CEZA KANUNU Kanun No. 5237

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconTürk Ceza Kanununun 86/1 maddesi gereği kasten yaralama suçundan bir yıl hapis cezasıyla cezalandırılan ve bu cezası 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 51 inci

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconTÜRK CEZA KANUNU (1) Kanun Numarası : 5237

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconTÜRK CEZA KANUNU Kanun Numarası: 5237 Kabul Tarihi

TCK GENEL HÜKÜMLER 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU TANITIM SEMİNERLERİ İÇİN EĞİTİM NOTLARI iconTÜRK CEZA KANUNU Kanun Numarası: 5237 Kabul Tarihi

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Documents


The database is protected by copyright ©trgdoc.com 2000-2013

mesaj göndermek
Documents